ugur's profile' LoVeLY Man :)) PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    January 30

    ...

    Ne keyifle okuduğum şiirler ezberimde, ne de bağıra çağıra söylediğim şarkıların sözleri. Dalgın gözlerle yürüdüğüm caddelerde kayboluyorum... Sonsuz bir inatla sarıldığım radyodan gelen o harika melodilerin de tadı yok? Peki ya o yağmurda iliklerime kadar ıslanmalarımı kim çaldı benden? Bilmiyorum! Susuyorum artık... Sustukça susuyorum. Sustukça, üzerime gelen insanlardan kurtarmak için ruhumu, suskunluğuma sarılıyorum. Ama yine de saplanıyor yüreğime bazı kelimeler. Bazıları da acıtıyor üstelik… Sessiz geceler benim için sığınılan bir liman sanki. Kendimi bulup bulup kaybettiğim karanlıkta, şöyle bir uğradığım kelime hazinem de bir anlam ifade etmiyor. Düşünüyorum da bu güne kadar hep; gibi yazmışım, gibi okumuşum, gibi söylemişim ve en önemlisi; gibi sevmişim... Elbette hiçbir şey, ben ol deyince olmaz. Bunu biliyorum ama zaman da geçiyor hızla. Tükenmez sandığım bütün sözler bitiyor ve ben de yavaş yavaş tükeniyorum... Onca yıldan sonra; hayata dair ne kaldı ki elimde? Kocaman bir hiç! Öyleyse neden bunca çaba, neye bunca isyan… Öyle anlamsızki yaşadığım hayat. Her şey az sonra gerçekleşecekmiş gibi duruyor, elimi uzatıyorum tutmak için, kayboluyor. Benim dışımda kopuyor bütün kıyametler ve ben kendime uyan bir kıyamet beğenmiyorum… Kalbime bir kurşun sıkacak gönüllü katilimi arıyorum ya da yüreğime su serpecek elin sahibini... Toprağa ateşi düşürecek, denizi yakamozlarla süsleyecek sesin sahibini… Artık basit şeyler bekliyorum yaşamdan. Örneğin, kimselerin bilmediği sırlarım olmalı ölürken... Kimselerin gitmediği sokaklarım olmalı... İçimi kanatan özlemlerle yaşlanıp, sonra da sessizce gitmeliyim bu dünyadan. İşte yine susuyorum; siyah bir geceye dönüyor her anım ve okuduğum her şiir kanatıyor yaralarımı. İçimdeki çocuk ölüyor... Yalancı gülümseyişlerle beni ciddiyete çağıran insanları da önemsemiyorum. Elimden kayıp gidenlerden korkmadığımı bilmiyor ki hiç biri…
    January 29

    Aşkın Nur Yengi - Susma

    Anladım gidiyorsun daha öncekiler gibi
    Hiç olmazsa son bir defa öp
    Bu kadar zormu seni sevdim
    Bir zamanlar demek öyle zor ki yeniden sevmek.

    Yalnızlık eski bir ezber ayrılık alışkanlık
    Sensizlik bana dost bana eş
    Bu kadar mağdur olma inan sen olmasan bile
    Hayat devam eder doğar güneş.

    Susma veda ederken biraz gül birşey söyle giderken
    Gitme hemen gitme kal biraz dur daha erken
    Susma veda ederken biraz gül birşey söyle giderken
    Gitme hemen gitme kal biraz dur daha erken.

    Susma veda ederken biraz gül birşey söyle giderken
    Gitme hemen gitme kal biraz dur daha erken
    Susma veda ederken biraz gül birşey söyle giderken
    Gitme hemen gitme kal... kal...kal...kal..kal..

    2008 Grand Prix Takvimi

    Avustralya Grand Prix, Melbourne, Avustralya 16 Mart, 06:30
    Malezya Grand Prix, Kuala Lumpur, Malezya 23 Mart, 09:00
    Bahreyn Grand Prix, Manama, Bahreyn 6 Nisan, 14:30
    İspanya Grand Prix, Barcelona, İspanya 27 Nisan, 15:00
    Türkiye Grand Prix, İstanbul, Türkiye 11 Mayıs, 15:00
    Monaco Grand Prix, Monte Carlo, Monaco 25 Mayıs, 15:00
    Kanada Grand Prix, Montreal, Kanada 8 Haziran, 20:00
    Fransa Grand Prix, Magny-Cours, Fransa 22 Haziran, 15:00
    İngiltere Grand Prix, Silverstone, İngiltere  6 Temmuz, 15:00
    Almanya Grand Prix, Hockenheim, Almanya 20 Temmuz, 15:00
    Macaristan Grand Prix, Budapeşte, Macaristan 3 Ağustos, 15:00
    Avrupa Grand Prix, Valencia, İspanya 24 Ağustos, 15:00
    Belçika Grand Prix, Spa, Belçika 7 Eylül, 15:00
    İtalya Grand Prix, Monza, İtalya 14 Eylül, 15:00
    Singapur Grand Prix, Singapur 28 Eylül, 15:00
    Japonya Grand Prix, Fuji, Japonya 12 Ekim, 07:30
    Çin Grand Prix, Şangay, Çin  19 Ekim, 10:00
    Brezilya Grand Prix, Sao Paulo, Brezilya   2 Kasım
    January 24

    Emre Altuğ - Su Gibisin

    Özledim seni ah nasıl özledim
    Gecenin sabaha hasreti gibi bekledim
    İstedim seni ah nasıl arzuladım
    Susuz kalmış toprak gibi
    Yağmuruna muhtacım
    Su gibisin su gibisin
    Akıp gider zaman sen dönemezsin
    Su gibisin su gibisin
    Gafil avlandım seline yenildim
    Ruhuma hayat veren sensin teselli yok ki hiç
    Ayrılık ok gibi saplanmış kalbime
    anlayan yok halimi ses vermez mi duyan haykırışlarımı
    Yalnızlık zor iş be kardeş
    Kim doğru kim kalleş

    January 23

    İzel - Boş Yere

    Gel aşkım, uzat bana ellerini
    Aşk böyledir, yakın duran kazanır
    Gül aşkım bu sana yakışır
    Farketmeden gönül sana alışır...

    Öfkem de var, coşkum da var arada kaldın
    Suçun da var suçum da var, yeter Allahım...

    Bak çekeceğim boş yere ellerimi
    Gör o zaman sevgimin değerini
    Bak çekeceğim boş yere ellerimi
    Dolduramaz kimse benim yerimi...

    January 22

    Yaşar - Gel Benimle

    Gel benimle çok çok uzaklara
    Hüzünlerini bir parça aşkla değiştir
    Gel benimle bilinmez duraklara
    Mevsimlerini bir dalga yaza dönüştür

    Bırak
    Dudaklarından benler okunsun
    Bırak
    ellerim saçlarına dokunsun
    Bırak
    kulaklarımdan sesin uğulsun
    Bırak
    Ellerim saçlarına dokunsun

    Söz veriyorum
    herşey çok güzel olacak
    sadece SEN ve BEN..
    January 21

    Yeter Ki Sen Mutlu Ol..

    Seni ne çok sevdim ben. Ne çok gözyasi döktüm senin için. Geceleri sen yataginda meleklerin kanatlariyla uçarken ben penceremin önünde senin rüyana girmek için dua ederdim. Bir bakisina, bir dudak kivriminda titresen gülüsüne ulasmak için dünyanin bütün çiçeklerini önüne sererdim.
    Siirler, sarkilar, sevgiler içimde tutusan bir ates, onun yangininda senin için kül kesildim. Agir hastalar geceyi zor geçirir. Sabahi bekler kirgin yürekler, hasta umutlar, yalniz ruhlar. Yalnizdi gecelerim. Hastaydi gecelerim. Kan kaybindan giden bir yarali gibi umarsizdi gecelerim. Bir uçurumun kenarina beni tasiyan karabasandi gecelerim.
    Adina yalnizlik dedim. Sensizlik dedim.. Sen beni bilmedin, beni tanimadin, beni sevmedin.. Bu bir ölümdü, bu bir fermandi .. Biçak kesmez artik beni, ip asmaz, çeküller yüregimi tasimaz. Yasamak mümkün degil, yalnizlik karanlik kapilariyla üstüme kapandi. Amansiz acilar içindeyim.
    Ey Sevdigim.. Ben seni ne çok sevdim. Dünya bildi, bir sen bilmedin. Yalnizligin diger adi aska karsilik almamaktir. Kaçilamayacak kadar yakin, tutulamayacak kadar uzak bir yerdesin..
    Benim askima yalnizlik kucak açti. Senin yokluguna dokundum, içim yandi. Odamin çildirtan sessizliginde sana seslendim. Yankisi döndü dolasti, senin kapilarin bana kapali. Kendi sesim yine bana ulasti. Anladim ki beni hiç duymayacaksin.

    Sana sitem edemem. Sana kirilamam. Bir tek dilegim var senden, son bir tek istegim. O da mutlu olman.

    January 16

    İŞTE SENİ SEVMEK BÖYLE BİŞEY...

    Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun? Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek. Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun? ''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek. Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun? Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek... Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun? Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak. Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun? Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek. Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun? Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak. Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun? Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime. Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun? Nereden bileceksin? Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım. Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda sarhoş olmazdım. Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni.. Ama sen hiç benimle olmadın ki... YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...

    Gittin...

    Gittin...

    Ben, arkandan sadece baktım.

    Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki...

    'Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.

    Gidersen sönecek içimdeki ateş

    ve bir daha hiç kimse yakamayacak.

    Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi

    O karanlıkta yolumu kaybedeceğim' diyecektim sana.

    Konuşamadım...

    Gittin...

    Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım

    Öylesine acıdı ki içim, tutup koparsalardı kolumu

    bacağımı bu kadar acı duymazdım.

    Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden.

    Ağlayamadım...

    Gittin...

    Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa

    Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek,

    tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı.

    Anlatamadım...

    Gittin...

    Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden

    Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten?

    Ürperdin yine biliyorum.

    Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini

    Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.

    Tutamadım.

    Gittin...

    Bir yıkım gibiydi gidişin

    Sen adım adım uzaklaşırken benden

    Çöküp kaldı bedenim olduğu yere

    Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti

    Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım.

    Kalkamadım...

     

    Gittin...

    Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum

    Hazırdım gidişine,

    Kaçak zamanları yaşıyorduk

    Zaman bitecek ve sen gidecektin

    Bense, gidişinin ertesi günü

    Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım.

    Başlayamadım...

    Gittin...

    Bir şey söyledin mi giderken?

    'Kal' dememi istedin mi?

    Son bir kez 'seni seviyorum' dedin mi?

    'Bekle beni döneceğim' diye umut verdin mi?

    Beynim öylesine uğulduyordu ki.

    Duyamadım...

    Gittin...

    Nereye gittiğin önemli değildi

    Binlerce kilometre uzakta da olsan,

    iki metre ötemde de farketmiyordu.

    Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.

    Kurtulmalıydım senden,

    bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım.

    Kurtulamadım...

    Gittin...

    Unutulanların arasına katılmalıydım

    Anıları bir sandığa koyup

    hayatı bir yerinden yakalamalıydım.

    Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim.

    Yapamadım...

    Gittin...

    Bir okyanusun ortasında

    tek küreği kaybolmuş sandalda

    Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi.

    Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni,

    Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde,

    Bil ki; seni unutamadım...

    January 15

    Söylesene

    AY’IN KARANLIĞINA SAKLADIM DÜŞLERİMİ BİR SEVDANIN YOLLARINDA BERDÜŞCA GEZİYORUM ŞİMDİ VE SEN BENİ SEVMEME İHTİMALİNLE BUZ GİBİ DURUYORSUN KARŞIMDA GERÇEĞİ DUYMAKTAN İLK KEZ BU KADAR ÇOK KORKUYORUM SÖYLEDİĞİN HER SÖZ DİKEN GİBİ BATIYOR YÜREĞİME İÇİM ACIYOR GÜNEŞİN DONUK SARI GÖLGELERİNİN ALTINDAN BAKIYORSUN BANA GÖZLERİNE BAKTIKÇA TERK EDİLMİŞ BİR ÜLKENİN UCSUZ BUCAKSIZ İNSANSIZ TOPRAKLARINI GÖRÜYORUM BİR ÇİCEK OLMALI AÇMAYA YÜZ TUTMUŞ BİR ÇİCEK BİN UMUDA YETER AMA YOK

     UMUTSUZLUK NE SANA  NE BANA YAKIŞIYOR YAKIŞMAYANI TAŞIYORUZ  ÜZERİMİZDE NE GARİP NE KADAR YAKINSAN  KADAR UZAKSIN BANA KIYISIZ BİR DENİZİN UZAKLIĞI BU DALGALARININ KAYALARA VURUP PARÇA PARÇA OLMASINI İSTEMEDİĞİN İÇİN Mİ KÜSTÜN SEN SAHİLLERE HANGİ GEMİ BARINICAK O DENİZDE SÖYLESENE HANGİ GEMİ BATMADAN KALICAK SU YÜZÜNDE BÜTÜN FIRTINLARI GÖZE ALMIŞKEN BEN ŞİMDİ NEDEN YELKEN BASAMIYORUM SENDEKİ O SONSUZ MAVİLİĞE SENİN GÖRMEDİĞİN O SAHİLDE DEMİR ATMIŞ BEKLİYORUM ÖYLECE NE ZAMAN İSKELE ALABANDA DİYİCEKSİN ÖYLE DONUK BAKTIKÇA SEN YAPRAKLARINI DÖKMÜŞ ASIRLIK BİR ÇINARIN KOVUĞUNA YERLEŞTİRDİĞİM HÜZÜNLER BİR BİR ÇIKIYOR ORTAYA EN DERİNDEN SOLUYORUM ACILARI SEN HEP BENİMLE KAL İSTİYORUM HÜZÜNLERDE O ASIRLIK ÇINARIN KOVUĞUNDA KALSIN BÖYLE YAŞAYIP GİDELİM BİRLİKTE SONRA YİNE GÖZLERİN DİKİLİYOR KARŞIMA DONUP KALIYORUM KARŞINDA ZAMANDA KAYBOLMUŞ İKİ YÜREĞİN YENİDEN BİR ARAYA GETİRMENİN CABASI BENİMKİSİ ASLINDA KÜLLENMEDİĞİNE  İNANMADIĞIM BİR ALEVİ YÜREĞİMLE YENİDEN CANLADIRMAYA ÇALIŞMAK YORGUNSAN EN AZ SENİN KADAR YORGUNUM BENDE HER ŞEYE RAĞMEN BİR GÜNE BAKAN DOĞUYOR İÇİMDE AY’IN KARANLIĞINA SAKLADIĞIM DÜŞLERE İNAT ŞİMDİ SEN AŞK ÇİCEĞİ BANA EN YAKIN HALİNE BÜRÜN YÜREĞİNE KOY ELLERİNİ VE SADECE YÜREĞİNİN SÖYLEDİĞİ SÖZLERİ DİNLE BİR KEZ BAK BANA EN YAKINDAN VE GÖZLERİMDE KENDİNİ GÖR DEĞİŞTİR ÇİRKİN ANILARI EN GÜZELLERİYLE AŞK SAVAŞ DEĞİLDİR BU YÜZDEN YENİLMEDİN HİÇ HOYRAT ELLER YOK KARŞINDA SENİ İNCİTİCEK BEN YAŞATICAM SENİ ÖLMENE İZİN VEREMEM BUNDAN BÖYLE SENDE SAKIN KAPILMA ÖLÜMÜN SOĞUKLUĞUNA AMA BENI SEVMEME İHTİMALİNLE HER DAİM BUZ GİBİ DURUYORSUN KARŞIMDA VE BEN GERÇEĞİ DUYMAKTAN İLK KEZ BU KADARÇOK  KORKUYORUM SENİN SÖYLEDİĞİN HER SÖZ DİKEN GİBİ BATIYOR YÜREĞİME İÇİMİ ACITIYORSUN…………

    January 14

    Hayat diye bir şey var

    Nedir, ne oluyor, unuttunuz mu yoksa yaşadiginizi, gunler, kizgin küller gibi butun duygularınızı kavurup oldurerek mi geciyor uzerinizden, arzuyla dudaginizi isirdiginiz olmuyor mu hic, bir muzik sesiyle soyle bir koltugunuzda dogruldugunuz, aniden bir yaz yagmuru gibi bosaniveren sebepsiz sevinclere inanmiyor musunuz, bir agac golgesinde bir an durmak, bir aksam ustu denize baktiginizda bu sonsuz sularin kipirtisina sasmak yok mu artik, elele tutusmak, bir avucun bir baska avuca dokunmasinin yarattigi urperti de hayal hanesinde kendine bir yer bulmuyor mu, bitti mi bu macera, cekildiniz mi hayattan, hayatin sizin bulunmadiginiz yerlerde yasandigina mi inaniyorsunuz, daha bitmeden bitirdiniz mi her seyi, yorgun ruhunuz yeni coskular icin hazir hissetmiyor mu kendini. Delirdiniz mi siz?

     

    Su kosebasinda karsiniza ne cikacagini ne biliyorsunuz, biliyorum genellike kose baslarindan aclik, aci ve olum cikiyor karsiniza ama kimbilir, belki eski bir dosta, belki guzel bir kadina, belki okunmus kitablar satan bir sahafa da rastlayabilirsiniz, bir piano sesi duyabilirsiniz ya da bir Rumeli turkusu acik bir pencereden , bir sogut agaci gorebilirsiniz cocukken kabugundan duduk yaptiginiz, dans adimlariyla yuruyen bir cift bacak geciverir onunuzden, bir oglan bir islik calabilir, hatta siz bile calabilirsiniz.

     

    Ne sevinci, ne hayati, ne eglencesi para yok ki diyorsaniz eger ve eglenmek icin paranin gerekliligine bu kadar inaniyorsaniz, emin olun paraniz oldugunda da eglenemezsiniz, para eglenmeyi cesitlendirir sadece ama eglenceyi yaratamaz, opusmek parayla degil, sarki mirildanmak parayla degil, acaba o simdi ne yapiyor diye dusunmek parayla degil, tv de iyi bir film seyretmek parayla degil, sizin icin demlenmis bir bardak cayi, bu benim icin yapildi diye neredeyse gururla alip, bardagi ince belinden sIkIca kavrayip icmek parayla degil.

     

    Bir tabak semizotunu sevincle paylasabilirsiniz ve hic bir pahali lokantada bulamayacaginiz bir tad alirsiniz, eger bir tabak yemegi paylastiginiz, paylasmak istediginiz insansa. Hayat diye bir sey var. Sadece sizin olan, sadece size ait, icinde sadece sizin gordugunuz cicekler acan, yalnizca sizin muziklerinizin caldigi bir bahce var, sokmayin oraya oyle herkesi, ciceklerinizi baskalarinin capalamasini beklemeyin, sarkilarinizi baskalarina soyletmeyin, anladik ahmakliklar oluyor, aptalca kararlar veriliyor, hepinizin hayatindan bir seyler caliniyor, hayallerinizi teker teker buduyorlar, umitlerinizi olduruyorlar, caresiz birakiyorlar sizi, yenildiniz belki de, yenilginin agir yaralarini tasiyorsunuz ruhunuzda ama gene de bir hayatiniz var sizin, sadece size ait bir bahceniz, durup soluklanacaginiz, yaralarinizi yikayacaginiz, ciceklerini seyredebileceginiz bir bahce, sogukta bir bira icebilirsiniz, bir agacin golgesinde durabilirsiniz bir an, sabaha karsi uyanip her ay yeniden dogan hilale bir bakabilirsiniz, cok sevdiginiz bir kitabi bir daha karistirabilirsiniz, asik olabilir ya da asik olmayi dusunebilirsiniz.

     

    Sevdiklerinizi ozleyebilir ve bir gun yeniden kavusabileceginizi hayal edebilirsiniz, geceleri agaclarin daha degisik koktugunu fark edebilirsiniz, yeni bir salata icat edebilirsiniz, sevgilinizi cirilciplak soyup evde oyle dolastirabilirsiniz, saclarinizi her zamankinden daha degisik kestirebilir, evinize bir gun de baska bir yoldan gidebilirsiniz, aliskanliklarinizi degistirmek icin kendinize karsi muthis bir savas acabilirsiniz. Hayat diye bir sey var, her zaman size kesfedilecek genis alanlar birakan, ne kadar yasarsaniz yasayin daima bilmediginiz, kuytularina sokulamadiginiz bir hayat, sadece size ait bir hayat. Biliyorum dertler cok, ahmakliklar yapiliyor, sIkIntIlar bitmiyor, gunler birbiri ardina burusup eskiyor, yorgunsunuz, belki yeniksiniz. Teslim mi olacaksiniz peki?

     

     

    Hayal kurmayacak misiniz, cilginca sevismeyecek misiniz, bir daha opusmeyecek misiniz, agaclara bakmayacak misiniz, denizlere sasmayacak misiniz, ege-ise yazmayacakmisiniz ani ve sebepsiz sevinclere inanmayacak misiniz, bir tabak semizotunun tahmin edemeyeceginiz kadar lezzetli olabilecegini hic dusunmeyecek misiniz, sizin icin demlenmis bir bardak cayi bardagi belinden kavrayip icmeyecek misiniz her seyi. Delirdiniz mi siz? Hayat diye bir sey var, evet orada, elinin hemen yaninda duruyor.

     

    Ahmet Altan

    January 11

    ...

    Sigara üstüne sigara yakıyorum. İçimdeki sürekli acıyıp duran yeri gizlemek istiyorum belki de içime çektiğim her bir nefesle. Yalnız kalmak istiyorum. Ama oturup huzurla kendimle başbaşa kalmalarım bile yakıyor canımı. Kendi kendimi yemekle meşgul oluyorum çünkü o zamanlar..

     Bir zamanlar ben de iyi bir çocuktum. Kötülük yoktu içimde. ŞİMDİ İÇİMDEKİ ŞEYTANLA SAVAŞMAKTAN BIKTIM! Kendimle çelişmekten bıktım.

    Yaşadıklarım beni ruhsuzlaştırdı. Acımak diye birşey yok artık içimde. İÇİMDE ARTIK HİÇBİR ŞEY YOK!İçimde koca bir boşluk. Bu anlamsızlık beni delirtiyor!

    Anlamayan gözlerimle kendimi dışarı atıyorum o zamanlar...Kalabalığa karışıyorum. Herkes nasıl da iyi, nasıl da masum (!)  Herkes nasıl da maskelerini takmış dolaşıyor.

    Ben de takıyorum artık maskemi.

    Kanayan yerlerimin üzerini sıkıca örtüp, gülüyorum. Hep gülüyorum.

     İnsanların arasında olmayı seviyorum artık. Beni üzen, değiştiren, beni benden alan insanların."Ne kadar da boşlar"  dediğim insanların.

     Gülüyorum yüzlerine , söyledikleri her cümleye karşılık içimde bir yerlerde bir ses muhalefet ediyor konuştuklarına. Onlarla sonuna kadar ilgilenip yanlarında olduğumu hissettiriyorum kötü zamanlarında. HEP Mİ KÖTÜ DURUMDA OLAN ONLAR?  Ne çok seviyor bu insanlar kendilerinden bahsetmeyi.

    Bazen ölesiye susmak istiyorum karşılarında.

    Suratlarına tükürüp gitmek.

    Ne kadar da aptalsınız, herşey boş işte anlayın artık demek!

    Ben iğrenç bir çocuğum , sizin mutsuzluğunuzla mutlu oluyorum demek, yüzünüze gülüp içimden küfrediyorum demek !

    İyi zamanlarım da oldu benim.İnsanların dertleri adına oturup gözyaşı dökebildiğim zamanlar.

    Ama şimdi kaskatıyım.

    Etrafıma ördüğüm kalın duvarlarım var. Onlara sığınıyorum.

    Ve kendi ördüğüm duvarlar arasında boğulmak istemiyorum...

                                                               

     " Öyle bir hayat yaşıyorum ki

      cenneti de gördüm cehennemi de.

      Öyle bir aşk yaşadım ki

      tutkuyu da gördüm pes etmeyi de.

      Bazıları seyrederken hayatı en önden

      kendime bir sahne buldum ve oynadım

      Öyle bir rol vermişler ki

      okudum okudum anlamadım.

      Kendi kendime konuştum bazen evimde

      hem kızdım hem güldüm halime

      Sonra dedim ki "söz ver kendine"

      denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin

      sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin

      korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredersin.

      Öyle bir hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım

      ÖYLE ÇOK DEĞERLİYMİŞ Kİ ZAMAN

      HEP ACELE ETMEM BUNDAN, ANLADIM."

                                                            Nietzche

    January 10

    Kardan Adamlar Yaptım,Hepsini Kahramanım Sandım,Avuçlarımda Eridiler...

    "Bugün kendimi kuru yapraklarla kaplı çıkmaz bir sokağa benzetiyorum,sadece o sokakta yaşayanlar üzerimden gelip geçiyor...

    Bugün kendimi odalarından çoğu boş,bazen dolan bir otel gibi hissediyorum,içimden ne hayatlar ne hikayeler ne aşklar geçip gidiyor...

    Bugün kendimi parktaki bir bank gibi sessiz ve sabit hissediyorum, geceleri üzerimde şehrin ışıkları yatıp uyuyor...

    BUGÜN KENDİMİ TONLARCA YÜK TAŞIYAN GEMİLERİN DENİZİ GİBİ HİSSEDİYORUM; KALDIRMA KUVVETİM VAR AMA ŞEHRİN ATIKLARI İÇİME AKIYOR...

     

    Ben böyle değildim ne zaman kayboldum..?

    Rüzgarla dans ederdim ne zaman savruldum...

    Bir ses duydum geçmiş zamandan,

    Bir ses duydum küçük bir kızdan...

     

    Bir bilet istiyorum sadece gidiş olsun;

    ÇOCUKLUĞUN SAFLIĞINA İNİP ORDA YAŞAMAM GEREK...

    Bilet istiyorum tek kişilik olsun,

    YARINA ÇIKABİLMEM İÇİN HEYECANI HATIRLAMAM GEREK !...  "

                                                       ŞEBNEM FERAH

    January 09

    BIKTIM ARTIK FAHİŞE GÖNÜLLERDEN..

    "...durduk yere uzaklaştı benden, anlayamadım...

    Dur dedim, GİTME, seni seviyorum.

    Düşündü,yılların verdiği alışkanlıkla gidemedi o an için.

    Ama biraz zaman geçince yine gitmelere vurdu kendini.

    Engel olamadım,

    sözleriyle içimi paramparça edip ,GİTTİ.

    Ne söylesem dinlemedi, umursamadı. Kulaklarını tıkadı adeta duymamak adına.

    Sırtında bir yükmüşüm gibi sirkelenip attı beni.

    Yapacak hiçbir şey yoktu o saatten sonra.

    Tamam,ben de gidiyorum dedim,

    "GİTME" demedi...

    Yokluğum hiç koymadı ona, korkutmadı.

    Beraber gezdiğimiz yerler ,mektuplar, resimler, şarkılar hepsi yalan oldu.

     

    HİÇ YAŞANMAMIŞCASINA UNUTULDU

    January 07

    ...

    İşte bu yüzden imkansızlığa hep inandım. Ben yalnız kalıp seni düşünmeyi deli gibi sever olduğumda, sen benim herşeyim olduğunda ben senin için hiç yoktum.. Bu yüzden yalnızlıklarım, ağlamalarım, özlemlerim canını hiç acıtmadı. Benim tarafımdan sevilmek beklide önemseyeceğin en son şeydi ve beni sevebileceğin çok ufak bir umuttu.

     

    Keşke  kendi dünyamda bir zamanlar seni sevdiğimden hiç bahsetmeseydim.

    Sen beni hiç sevmedin! Çünkü seven insan bunları yapmazdı.

    Ben seni seviyorum dediğimde seni seviyordum!

    Ben seni özlüyorum dediğimde seni özlüyordum!

    Ben senin için ölürüm dediğimde zaten özleminden ölüyordum…

    Ve artık hayatında yokum!

    Ben kaybettim…

    Sen kazandın!

    Artık sesimi duymayacaksın…

    Sana sımsıkı sarılmak istiyordum, kokunu içime yıllarca bana yetecek kadar çekerek, sana sımsıkı sarılmak istiyordum… Aramadın! Yalanlarla ayrılırken bile kandırdın beni!

    Arasan ne yapabilirdim bilmiyorum.. Ben artık yokum!...

    Bilirim Ki Küçük Bir Fahişedir Aşk Hergün Bir başkasıyla Kırıştıran

    "Yıllar önceydi, arkadaşlıklarımızı dolu dizgin yaşayıp,deli gibi gülüp, ayaklarımızı yerlere vurarak kahkahalar atabildiğimiz zamanlar...

    Onlarca sırrı kendimize yük edinmediğimiz zamanlar.

    Birbirimizin yüzüne gerçekten sevecenlikle bakabildiğimiz zamanlar.

     

       Yalanlar yoktu. Aşklar da dolu dizgin yaşanıyordu. Sevdiğimiz için yanıp, kahrolabiliyorduk.  Onun için gözyaşı döküp, acısında bile huzur duyabiliyorduk. Sayfalarca mektuplar yazıyorduk vermekle vermemek arasında günlerce gidip geldiğimiz. Midemizde kramplarla dolaşıyorduk. Sevdiğimizi yıllarca saklıyorduk da, karşılıksız olsa bile içimizde senelerce yaşatabiliyorduk bu sevdaları yakınmadan.

       Sevgilerin kolay kolay harcanmadığı zamanlar...

      Bize gülümseyen yeni bir çift göze sevdamızı değişmediğimiz zamanlar...

      Aşklar için gerçek çabalar harcanıyordu. Sevdik mi tam seviyorduk birdaha bırakmamacasına. Önümüze çıkan ilk engelde sendelemiyorduk.

        VAZGEÇMİYORDUK.

     Telefonlar da yoktu şimdiki gibi, duygusuz atılan yalancı mesajlar da , msn muhabbetleri de...

     "Seni Seviyorum" lar gözgöze ,dizdize söyleniyordu var gücüyle haykırılarak ! Ve günlerce düşünülerek.

     Kolay değildi önceden birine "sevdiğim" diyebilmek.

     İnsanlar sevdiklerini sanal "intermet aşklarına" (!) değişmiyorlardı. Kandırmıyorlardı kendilerini...

     

     Herşey daha gerçekti önceden. Sonuna kadar saf ve gerçek !...                                

     

                               "Sabah yelin alaca karanlık

                                Uyan artık doğan güne karşı !

                                Denizin dibinde karanlıklar gibisin;

                                Işığın içinde saklıdır bilmezsin...

                                Hayat artık sensiz akıp gidiyor,

                                Senden habersiz...

                                Sessiz...  "

    January 04

    Yeni bir sayfa da sana bakmak...

    Her şey yapılabilir
    Bir beyaz kağıtla
    Uçak örneğin uçurtma mesela
    Altına konulabilir
    Bir ayağı ötekilerden kısa olduğu için
    Sallanan bir masanın
    Veya şiir yazılabilir
    Süresi ötekilerden kısa
    Bir ömür üzerine.

     
    Bir beyaz kağıda
    Her şey yazılabilir
    Senin dışında
    Güzelliğine benzetme bulmak zor
    Sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
    Her şeyden
    Bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
    Belki tabiattadır çaresi
    Senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
    Ve benim
    Bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
    Anlarım bitkiden filan
    Ama anlatamam
    Toprağın güneşle konuşmasını
    Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla


    Sen bana ışık ver yeter
    Bende filiz çok
    Köklerim içimde gizlidir
    Gelen giden açan soran bere budak yok
    Bir şiir istersin
    "İçinde benzetmeler olan"

    Kusura bakma sevgilim
    Heybemde sana benzeyecek kadar
    Güzel bir şey yok


    Uzun bir yoldan gelen
    Tedariksiz katıksız bir yolcuyum
    Yaralı yarasız sevdalardan geçtim
    Koynumda bir beyaz kağıt boşluk
    Her şeyi anlattım
    Olan olmayan acıtan sancıtan
    Bilsem ki sana varmak içindi
    Bütün mola sancıları
    Bütün stabilize arkadaşlıklar
    Daha hızlı koşardım
    Severadım gelirdim
    Gözlerinin mercan maviliğine

     

    Sana bakmak
    Suya bakmaktır
    Sana bakmak
    Bir mucizeyi anlamaktır

    Sana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
    Aşk sorgusunda şahanem
    Yalnız kelepçeler sanıktır
    Ne yazsam olmuyor
    Çünkü bilenler hatırlar
    Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
    Bahçıvanlar değil tüccarlardır
    Sen öyle göz
    Sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
    Sen teninde cennet kayganlığı iken
    Sana şiir yazmak ahmaklıktır


    Bir tek söz kalır
    Dişlerimin arasından
    Ben sana gülüm derim
    Gülün ömrü uzamaya başlar
    Verdiğim bütün sözler
    Sende kalsın isterim
    Ben sana gülüm derim
    Gül sana benzediği için ölümsüz
    Yazdığım bütün şiirler
    Sana başlayan bir kitap için önsöz

     
    Sana bakmak
    Bir beyaz kağıda bakmaktır
    Her şey olmaya hazır
    Sana bakmak
    Suya bakmaktır
    Gördüğün suretten utanmak
    Sana bakmak
    Bütün rastlantıları reddedip
    Bir mucizeyi anlamaktır
    Sana bakmak
    Allah'a inanmaktır
    ...
    Yılmaz Erdoğan

    January 03

    Bu Kadar İçimdesin İşte

    Kelimeler eksik, kelimeler yaralı.
    Kelimeler cılız.
    Taşımıyor, anlatmıyor,
    Tanımlamıyor bu duyguyu,
    Ben
    De...
           Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi  insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca? Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde.
          Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derinlere... seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam.sağımda, solumda, ne zaman, dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim. Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış, vıcık bir yalnızlık bu.
    Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum. Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başında, içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün. Çok mutluyum... gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım.
           Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım. “yine zamansız yağmurlar” dedim, “daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları” dedim, “gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?” dedim. Çok uzun bir mektup oldu başından sonuna kadar okudum da. Neler yazmışım diye merakımdan. Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.
           BU KADAR İÇİMDESİN İŞTE.....

    Birlikte mahvolmak isteyeceğiniz biri...

    Hayatı, hayatın gücünü, meyvesini, tadını, ölümünün güzelliğiyle reddeden bir ağaç gibi kendi yanışıyla, yok oluşun kokusu sinmiş varlığıyla, yok oluşa yaklaştıkça ışıldayan tavırlarıyla, hayata karşı aldırmaz başkaldırışıyla sizi çeken insanlar vardır.
    Onlara dokunduğunuzda, yapraklarınızın ölümün güzelliğiyle kızıllaşacağını sezdiğiniz insanlar... İntihar gibi bir ilişki. "Birlikte" yok olmanın, başkalarıyla yaşamaktan daha zevkli olduğuna inanacağınız bir ilişki.

    Bir meyve ağacı için fazla büyük bir ağaç o, her yıl biraz daha kalınlaşıp büyüyen dallarıyla bir çınarla yarışacak gibi gözüküyor.

    Bütün iriliğine rağmen dünyanın en tatsız yemişlerini veriyor.

    Olgunluktan yere dökülen armutları bile sert ve tatsız.

    Kimse yemiyor.

    Bahçede top oynayan küçük çocuklardan biri bile yorulup terlediğinde onun meyvelerinden yemeye yanaşmıyor.

    İriyarı, tabanlarını yere vura vura yürüyen, kalın enseli, sıkıcı ihtiyarlara benziyor.

    Ama kasım ayı geldiğinde...

    Meyvesiz dallarındaki yapraklar sararıp kızıllaşmaya başlıyor...

    En canlı, en diri, en yeşil olduğu zamanlardaki tatsızlığından intikam alır gibi inanılmaz bir görkemle, bütün ağaçlardan daha güzel, daha koyu ve daha etkileyici bir ölümle ölüyor.

    Öyle ölüyor ki sanki doğuyor.

    Yakut kızılı, safran sarısı, tül kahverengisi, arada ölümün güzelliğini daha da göstermek ister gibi canlı kalan üzüm yeşili yapraklar kümeler halinde iç içe geçiyorlar, rüzgár estiğinde dalgalanan renkleri müziği andırıyor, her bakan sanki kendi içinde boğuk bir sesin söylediği kederli bir şarkı duyuyor.

    İnsanı çağıran bir şeyler var ölümünde.

    O koca gövde inceliyor, zarif bir oynaklıkla aşüfteleşiyor.

    Yapraklarına karışma isteği uyandırıyor.

    Ölümündeki bu istek uyandıran çağrı, önünden geçen herkesi kendine baktıran güzellik bana çocukluğumda seyrettiğim o eski filmlerdeki Şanghay batakhanelerinin afyonkeş fahişelerini hatırlatıyor; uzun ve karmaşık bir macerası olan, beyazlaşıp şeffaflaşmış yüzüyle bir yok oluşa giderken sihrine kapılmış erkekleri de beraberinde götürecek olan Rita Hayworth’ları.

    Böylesine ölümcül bir güzellik, birlikte mahvolma arzusu uyandıran bir cazibe yaratıyor.

    Birlikte mahvolmak..

    .

     

    Hayatı, hayatın gücünü, meyvesini, tadını, ölümünün güzelliğiyle reddeden bir ağaç gibi kendi yanışıyla, yok oluşun kokusu sinmiş varlığıyla, yok oluşa yaklaştıkça ışıldayan tavırlarıyla, hayata karşı aldırmaz başkaldırışıyla sizi çeken insanlar vardır.

    Onlara dokunduğunuzda, yapraklarınızın ölümün güzelliğiyle kızıllaşacağını sezdiğiniz insanlar...

    İntihar gibi bir ilişki.

    "Birlikte" yok olmanın, başkalarıyla yaşamaktan daha zevkli olduğuna inanacağınız bir ilişki.

    Bir örümcek türü var.

    Garip bir biçimde çiftleşiyorlar, çiftleşirken erkek vücudunu dişinin başının önüne doğru eğiyor.

    Çiftleşmeye başladıklarında, ikisinin bedeni bütünleştiğinde, dişi örümcek de erkeği yemeğe başlıyor.

    Erkek dişiyi döllerken, dişi erkeği yiyor.

    Çiftleşme bittiğinde erkek de kelimenin gerçek anlamıyla bitiyor, dişi onu yemiş oluyor.

    İki örümcek çiftleşmeye başlarken, erkek bunun kendi sonu olacağını, öleceğini biliyor.

    Ama birlikte olmak nasıl bir haz veriyorsa, erkek ölümü, öldürülmeyi, parçalanmayı daha baştan kabul ediyor.

     

     

     

    Doğa bazen böyle insafsız şakalar yapıyor.

    Ölüm gibi her canlıyı ürküten büyük bir tehdit yarattıktan sonra, o tehdidi bile unutturabilecek inanılmaz bir haz yaratabiliyor.

    Ve, eğer o hazzı size tattıracak birine rastlarsanız yok olmaya aldırmıyorsunuz.

    Bütün hayatınızdan vazgeçebiliyorsunuz.

    Biriktirdiğin ne varsa, para, ün, itibar, aile, iş bir kenara itebiliyorsunuz.

    Ölüm korkusundan bile daha büyük bir cazibeye dokunabilme karşılığında, ölümden bile beter olana, canlı canlı yenmeye, yavaş yavaş tükenmeye ve üstelik o tükenişten zevk almaya koşuyorsunuz.

    Alıyorsunuz da...

    Daha da beteri, siz ölümü bile aşan muhteşem bir hazzı yaşarken, size bakanların, sizi seyredenlerin, böyle bir hazzı hiç tatmamış, varlığından haberdar olmayanların, kendi küçük limanlarında küçük sandallarıyla gezmenin olağanüstü yolculuklar olduğunu sananların, sizi küçümseyeceğini, ne karşılığında hayatınızdan vazgeçtiğinizi anlamayacağını, sizi akılsız bulacağını biliyorsunuz.

     

     

     

     

    Ama birlikte mahvolmayı seçeceği insanı bulanlar, başkalarının söylediklerine, yargılarına, alaylarına aldırmıyorlar bile.

    Büyük bir ihtimalle kendilerini küçümseyenleri küçümsüyorlar.

    Biliyorlar ki, bilmediğini küçümser insanlar.

    Kendilerinin yaşamadığını, asla yaşanmayacak, yaşanmaması gereken gerçekdışı hayaller sanırlar.

    Ve, o insanlar kendilerine hiç sormazlar:

    - Ben, birlikte olmak karşılığında yok olmayı kabul edeceğim birine rastladım mı?

    Kendilerine hiç sormazlar:

     

     Ben kiminle olmak için yavaş yavaş ölmeyi ve bu ölümden haz almayı kabul ederim?

    Siz hiç böyle birine rastladınız mı?

    Size, ölüme hiç aldırmadan, ölüm gibi bakan birini gördünüz mü?

    Ve siz, ölümü önemsizleştiren bir haz yaşadınız mı?

    Ölürken güzelleşen ağaçlar, sevişirken ölen örümcekler, bir aşk için bütün hayatını yakan insanlar var bu tabiatta.

    Hangisine imrenmeliyiz?

    Hangisini dilemeliyiz kendimiz için?

    Nasıl bir mutluluğun, nasıl bir hazzın peşine düşmeliyiz?

    Ölümü bile unutturacak olağanüstü bir hazzın hayatın bir yerlerinde saklı olduğunu biliyorsak eğer, bu haz karşılığında hayatımızı vermemiz gerektiğini de seziyorsak, ne yapmalıyız?

    Yaşamın uysal mutluluklarıyla yetinmeli miyiz?


    Bizi mahvedecek bir hazla kuşatacak olana rastladığımızda kaçmalı mıyız yoksa o hazzı yaratacak olanı mı aramalıyız her yerde?

    Şanghay batakhanelerinde, elinde uzun sigara çubuğu, afyonla buğulanmış gözleri ve kızıl saçlarıyla, dumanların arasından size doğru yürüyen bir Rita Hayworth düşünün...


    Ya da, deli gözleriyle, size hiç tatmadığınız en çılgın, en sapkın, en olağanüstü zevkleri vaat ederek yaklaşan çılgın bir aristokratı, bir markiyi...

    Geri çekilir miydiniz?

    Size yaklaşan hazdan kaçar mıydınız?

    Sizi mahvolmaya razı edecek bir hazzın ışıklarıyla gözlerinizin kamaşmasından korkar mıydınız?

    Beraber mahvolacağınız birini bulmak...

    Bu bir şans mı, şanssızlık mı?

    Belki öyle birini aramayız, korkarız öyle bir arayışa girmekten ama ya karşımıza çıkarsa o, sıradan mutluluklarla mutsuzlukların sınırladığı hayatımızı parçalayacak, bize varlığından bile haberdar olmadığımız zevkler verecek, bizi elimizden tutup yok oluşun kenarına etimizi hazdan uyuşturarak götürecek birine rast gelirsek...

    Bir vakitler, bütün dünyayı sarsan bir Japon filmi seyretmiştim Paris’te, sinemanın kapısında kuyruklar uzamıştı.

    Sevişmekten en büyük hazzı alabilmek için uğraşan bir çifti anlatıyordu.

    Sevişirken birbirlerine ölüm korkusunu da tattırıyorlardı, büyük bir bitişin kenarında en büyük hazzın saklı olduğuna inanmışlardı.

    Seyredenler de, seyrederken inandılar.

    Onun için akın akın gidip izlediler filmi.

    Bilmedikleri bir duyguyu anlamaya, öğrenmeye koştular.

    Gördüklerine şaşırdılar ama garip bir içgüdüyle bunun mümkün olabileceğini düşündüler.

    Tabiat tuhaf sırlarla dolu.

    Bazen kendi kendisiyle, yarattığı en büyük korkularla da alay edebiliyor.

    Bir örümcek, sevişirken seviştiği dişinin kendisini yemesine razı oluyor.

    O nasıl korkunç bir haz olmalı ki karşılığında hayatını veriyor.

    Karşılığında hayatını verebileceğin kadar büyük bir haz...

    Büyük bir istek...

    Büyük bir tutku...

    Böyle tutkuların peşinden giden insanlar gördüm, siz de görmüşsünüzdür.

    Başkalarının acıdığı ama başkalarının düşüncelerine aldırmayacak kadar yaşadıklarıyla büyülenmiş insanlar.

    Birlikte mahvolacağınız birine rastlamak ister miydiniz?

    Böyle bir hazzı yaşamak...

    Karşılığında kendinizi, varlığınızı, her şeyinizi yok etmek...

    "Benimle yokluğa yürürsen sana varlığında tatmadığın bir zevk vereceğim," diyen biri...

    Bunu söyleyecek insanın karşısındakini etkileyecek bir cazibesi olabileceğine inanmak çok zor değil.

    İster miydiniz böyle birinin karşınıza çıkmasını?

    Bizim bahçedeki, ölümünü insanların hayranlıkla seyrettiği armut ağacı, ölüme yaklaştığı, yapraklarının ölümden bir gökkuşağı gibi renklenip parladığı günleri mi arzuyla bekliyor acaba yoksa tatsız meyveleriyle sıradan bir ağaç gibi yaşamayı mı arzu ediyor?
    Nasıl bir ağaç olmak isterdiniz acaba?

    Yakut kırmızısı yapraklarınızın akşam vakti safran sarısı parıltılarla tutuştuğunu görmek ister miydiniz?

    Ancak yok oluşa yaklaştığında gerçekleşiyor bu.

    Birlikte mahvolmaya razı olacağınız birine rastlamak ister miydiniz, hazla tutuşmak ve her korkuyu unutmak...

    Bir tutkuyla mahvolmaya yürüdüğünüzde oluyor ancak bu...

    Ama siz bunu ister miydiniz?

     

     AHMET ALTAN

    January 02

    Aşktan Sonra Yaşam Vardır

    "...Kendimi bir ölümün yasını tutuyor gibi hissediyordum ve hatta bunun kendi ölümüm olup olmadığını düşünüyordum..."

    ..."Düşünceleriniz hülyalar içinde uçuşmaya başladığında delirmeye başladığınız korkusuna kapılmayın..." 

     

    "Tüm ayrılıklar zordur.

    Dünya başınıza yıkılmış gibi gelebilir...

    Birdaha asla sevemeyecekmişsiniz gibi hissedebilirsiniz.

    Oysa biten bir ilişkinin yasıyla kendinizi yıpratmak yerine önünüze baktığınızda "birisi giderse öteki gelir" sözünün de hiç yanlış olmadığını görürsünüz.

    "RUH EŞi" diye birşeyin olmadığını savunanlara inanmayın ama şunu da bilin ki eğer sevgiliniz sizi terkettiyse yada siz ondan ayrılmak zorunda kaldıysanız asıl ruh eşiniz hala dışarıda biryerlerde size doğru hareket halindedir.

    Bu nedenle silkelenip ayağa kalkarak yeni hayatınızı ve gerçek aşkınızı karşılamak için hazırlanmanın tam sırasıdır.

    Çünkü sanılanın aksine ;

     

    AŞKTAN SONRA YAŞAM VARDIR ! "

                                                                  Delphine HIRSH